Bademcik apsesi, tıbbi literatürde peritonsiller apse olarak bilinen, bademcikleri çevreleyen yumuşak dokularda bakteriyel enfeksiyon sonucu oluşan cerahatli bir birikimdir. Bu durum genellikle basit bir boğaz iltihabının kontrol altına alınamaması neticesinde gelişen ciddi bir komplikasyondur. Bölgede yarattığı yoğun basınç sebebiyle yutkunma güçlüğü, şiddetli boğaz ağrısı ve çene kilitlenmesi gibi belirgin semptomlara yol açar. Tıbbi müdahale gerektiren bu tablo hekim tarafından gerçekleştirilecek doğru boşaltma işlemleri ve hedefe yönelik ilaç tedavisi ile kontrol altına alınabilir. Erken aşamada teşhis edilmesi, enfeksiyonun derin dokulara yayılmadan durdurulması ve hastanın sağlığına hızla kavuşması açısından büyük önem taşır.
Bademcik apsesi nedir?
Bademcik apsesi genel hatlarıyla, boğazımızın her iki yanında konumlanmış olan bademcik dokusu ile onu çevreleyen ve yutak hareketlerini sağlayan kas tabakası arasındaki gevşek bağ dokusunda iltihap birikmesi sonucunda ortaya çıkar. Bu durumu gözümüzde daha net canlandırmak için bademcikleri birer sünger, etrafındaki dokuları da bu süngeri dıştan saran esnek bir kılıf gibi düşünebiliriz. Sağlıklı bir bedende bademcikler, vücuda solunum veya beslenme yoluyla girmeye çalışan mikropları yakalayıp onları yok etmeye çalışan ön cephe savunma organlarımızdır. Ancak bazen, özellikle de direncin düştüğü anlarda, bu mikroplar bademciğin kendi savunma bariyerini aşarak hemen arkasındaki boşluğa sızmayı başarırlar.
Hastalık süreci çoğu zaman birdenbire içi iltihap dolu bir kese oluşumuyla, yani apseyle başlamaz. İlk aşamada, mikropların o bölgeye ulaşmasıyla dokularda belirgin bir kızarıklık, şişkinlik ve dokunmaya karşı yoğun bir hassasiyet meydana gelir. Bu erken aşamaya tıpta flegmon veya hücresel düzeyde bir doku iltihabı diyebiliriz. Eğer bu erken evrede vücut yeterli savaşma gücünü gösteremezse veya saldıran mikroplar çok güçlüyse, dokular arasındaki o esnek boşlukta cerahat adı verilen sarımsı bir sıvı birikmeye başlar. Biriken bu sıvı, etrafındaki yutak kaslarına ve hassas sinirlere ciddi bir baskı yaparak o bilinen şiddetli boğaz ağrısı tablosunu yaratır. Bazen de bademciklerin hemen üst kısmında yer alan ve bölgenin nemli kalmasını sağlayan küçük tükürük bezlerinin kanallarının tıkanması sonucunda iltihap hapsolup apseleşebilir. İlginç bir şekilde yıllar önce ameliyatla bademcikleri alınmış kişilerde bile, geride kalan milimetrik bir doku parçasının veya eski yara izinin altında benzer bir apse oluşumu çok nadir durumlarda karşımıza çıkabilir.
Bademcik apsesi gelişiminde risk grubunda olan kişiler kimlerdir?
Bu hastalığın ortaya çıkışında hastanın yaşının, yaşam alışkanlıklarının ve genel vücut direncinin oldukça belirgin bir rolü vardır. Teorik olarak yedi yaşındaki bir çocuktan yetmiş yaşındaki bir bireye kadar her yaş grubunda görülme ihtimali bulunsa da hastane kayıtlarına ve klinik tecrübelere baktığımızda bu durumun daha çok genç erişkin popülasyonu hedef aldığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Özellikle lise, üniversite çağındaki gençler ile otuzlu yaşlarının başlarındaki yetişkinler bu enfeksiyonla polikliniklerde daha sık karşılaşırlar. Çocukluk döneminde ise oldukça nadir görülen bir durumdur; ancak küçük çocuklarda ortaya çıktığında boğaz ve hava yolları çapı yetişkinlere kıyasla daha dar olduğu için solunum sıkıntısı yaratma potansiyeli biraz daha fazladır.
Bazı durumlar yaşam tarzı seçimleri ve altta yatan diğer sağlık sorunları vücudun bu tür derin boğaz enfeksiyonlarına karşı daha savunmasız kalmasına zemin hazırlayabilir. Bu rahatsızlığa zemin hazırlayan risk faktörleri şunlardır:
- Genç erişkinlik yaş grubunda olmak
- Sık tekrarlayan kronik bademcik iltihabı öyküsü
- Ağız ve diş fırçalama alışkanlıklarının yetersizliği
- Tedavi edilmemiş diş eti problemleri
- İleri derece diş çürükleri
- Aktif sigara ve tütün ürünleri kullanımı
- Bağışıklık sistemini yoran kronik rahatsızlıklar
- Uyku düzeninin uzun süreli bozukluğu
- Yetersiz ve tek tip beslenme alışkanlıkları
Özellikle sigara kullanımı, boğazdaki koruyucu nemli mukoza tabakasının doğal yapısını bozarak, mikropların daha derin dokulara sızmasını oldukça kolaylaştırır. Benzer şekilde ağız içinde tedavi edilmemiş çürükler ve diş eti hastalıkları da sürekli bir bakteri üreme merkezi gibi çalışarak, boğazın ikincil enfeksiyonlara daha açık hale gelmesinde önemli bir etken olarak karşımıza çıkar.
Bademcik apsesi enfeksiyonunun temel kaynağındaki mikroplar nelerdir?
Gırtlak ve yutak bölgesinde gelişen bu apse, genellikle laboratuvar ortamında tek bir suçlu mikrobun izole edildiği basit bir hastalık değildir. Çoğu zaman, birbirinden farklı türdeki bakterilerin bir araya gelerek güçlerini birleştirdiği karmaşık bir mikrobiyal işbirliği söz konusudur. Boğazımızın doğal florasında ve enfeksiyon durumlarında oksijenli ortamı seven bakteriler ile oksijensiz ortamlarda, yani dokuların havasız kalan derinliklerinde üremeyi seven bakteriler bir arada bulunabilir. Apse formasyonu geliştiğinde, bu iki farklı bakteri grubu birbirlerini destekleyerek enfeksiyonun çok daha dirençli ve yıkıcı hale gelmesine yol açarlar.
Oksijenli ortamı seven aerobik bakteriler arasında halk arasında beta mikrobu adıyla sıkça duyulan streptokoklar başı çeker. Bu bakteriler genellikle hastalığın kıvılcımını yakan, ilk iltihabı başlatan etkenlerdir. Oksijensiz ortamda üreyen anaerobik bakteriler ise apse boşluğunun o kendine has yapısını, kötü kokuyu ve doku hasarını oluşturan temel yıkıcı ajanlardır. Hastalardan alınan kültür örneklerinde en sık rastlanan bakteri türleri şunlardır:
- Streptococcus pyogenes
- Staphylococcus aureus
- Fusobacterium necrophorum
- Prevotella türleri
- Bacteroides türleri
- Streptococcus viridans
Bu bakteriler kendi aralarında bir tür dayanışma kalkanı oluşturduklarında, dışarıdan sadece tek tip ve zayıf bir antibiyotik kullanarak onları büyük oranda ortadan kaldırmak oldukça güçleşir. Kimi zamanlarda öpücük hastalığı olarak bilinen viral enfeksiyonlar da boğazın genel direncini kırarak, bu saydığımız fırsatçı bakterilerin işini kolaylaştırır ve apse oluşumuna uygun zemini hazırlar.
Bademcik apsesi kendini hangi belirtilerle gösterir ve hastalık nasıl ilerler?
Hastalığın ilerleyişi genellikle hasta tarafından kolayca fark edilebilen oldukça tipik bir hikayeye sahiptir. Çoğu hasta sürece, yutkunurken hafif yanma hissi yaratan sıradan bir bademcik iltihabı gibi başlar. Boğaz ağrısı, hafif bir halsizlik ve vücut kırgınlığı ile geçen ilk birkaç günde hastalar genellikle durumu önemsemez. Hatta bazen evde bulunan ağrı kesiciler veya başlanmış antibiyotiklerle durumun toparlanması beklenir. Ancak enfeksiyonun başlamasından sonraki üçüncü veya dördüncü günde tabloda aniden, hastayı oldukça telaşlandıran bir kötüleşme yaşanır. Hastanın ağrısı artık dayanılması güç boyutlara ulaşır ve genellikle boğazın sadece tek bir tarafında çok yoğun bir şekilde hissedilir.
İltihabın derin bağ dokusunda birikmesiyle birlikte apse kesesi içindeki basınç artar, bu da çevre dokulara ve duyarlı sinirlere yoğun bir baskı yapar. Bu fiziksel baskı sadece ağrı yaratmakla kalmaz, yutkunma refleksini de adeta bir işkenceye dönüştürür. Hasta katı yiyecekleri yemeyi bırakmanın ötesinde, bir yudum su içmekten ve hatta kendi tükürüğünü bile yutmaktan kaçınır hale gelir. Tükürüğün boğazdan aşağı gönderilememesi sonucunda istemsizce ağızdan salya akıntısı başlayabilir.
Bunun yanı sıra iltihap, boğazın hemen yanındaki çiğneme kaslarına doğru yayıldığında o kaslarda şiddetli bir kasılma yaratır ve çene kilitlenmesi dediğimiz durum ortaya çıkar. Hasta ağzını bir iki parmak kalınlığından fazla açamaz. Şişen kitlenin boğazda yarattığı rezonans bozukluğu, konuşma sesini de etkileyerek ağızda sıcak bir yiyecek varmış gibi boğuk bir tını yaratır.
Polikliniğe başvuran hastalarda en çok karşılaşılan belirtiler şunlardır:
- Tek taraflı şiddetli boğaz ağrısı
- Sıvı gıdaları dahi yutkunmada zorlanma
- Ağzı tam açamama ve çene kilitlenmesi
- Seste boğuklaşma ve kalınlaşma
- İstemsiz salya akması
- Hastalıklı taraftaki kulağa vuran ağrı
- Boyun bölgesinde hassas beze oluşumu
- Titremeyle yükselen ateş
- İltihaba bağlı ağız kokusu
- Aşırı halsizlik ve yorgunluk hissi
Bu bulgular bir arada görülmeye başlandığında, sorunun sıradan bir üşütme olmadığını ve vakit kaybetmeden kulak burun boğaz alanında deneyimli bir hekime başvurulması gerektiğini gösterir.
Bademcik apsesi teşhisi hastanede nasıl konulur?
Hastalar polikliniğe veya acil servise geldiklerinde çoğunlukla ağızlarını açmakta zorlandıkları, şiddetli ağrı çektikleri ve günlerdir yeterli beslenemedikleri için bitkin düştükleri bir halde olurlar. Bu aşamada hekimin önceliği, hastayı sakinleştirerek olabildiğince rahatlatmak ve elverdiği ölçüde nazik bir şekilde boğazın içini incelemektir. Çene kaslarındaki spazm nedeniyle muayene işlemi teknik olarak biraz zorlaşsa da iyi aydınlatılmış bir ortamda yapılan dikkatli bir gözlemle boğazdaki asimetrik şişlik ve küçük dilin sağlıklı tarafa doğru itilmiş olması teşhis için çok değerli ipuçları sunar.
Ancak bölgede görülen bu yoğun şişliğin henüz apse formunu almamış bir doku ödemi mi, yoksa içi boşaltılmaya hazır cerahat dolu bir kese mi olduğunu ayırt etmek tedavinin sonraki adımlarını belirler. Bunu anlamanın en güvenilir yöntemlerinden biri, şişliğin en fazla bombe yaptığı noktadan çok ince uçlu bir iğne yardımıyla küçük bir ponksiyon işlemi gerçekleştirmektir. Bu işleme geçmeden önce boğaz yüzeyi özel spreylerle uyuşturulur, böylece hastanın minimum düzeyde rahatsızlık hissetmesi hedeflenir. İğne ile yapılan bu nazik çekme işleminde enjektöre sarımsı iltihap sıvısı gelirse, apse tanısı büyük ölçüde doğrulanmış olur.
Klinik tanıyı desteklemek ve hastanın genel durumunu değerlendirmek için çeşitli laboratuvar testlerinden de faydalanılır. Hastadan alınan kan tahlilinde, vücudun enfeksiyonla savaştığını gösteren savunma hücrelerinin yüksek çıkması oldukça beklenen bir durumdur. Çekilen iltihap örneği de laboratuvara kültür testi için gönderilir. Çenenin hiç açılamadığı durumlarda veya enfeksiyonun boynun alt kısımlarına yayıldığından şüpheleniliyorsa, boyun ultrasonografisi gibi görüntüleme yöntemlerine başvurmak içerideki tabloyu net görmek açısından oldukça faydalıdır.
Bademcik apsesi tedavisinde uygulanan cerrahi yöntemler nelerdir?
Konu bademcik apsesinin tedavisi olduğunda, hastaya sadece ağızdan alınacak güçlü haplar vererek içeride birikmiş olan iltihabın kendi kendine eriyip dağılmasını beklemek pek gerçekçi bir yaklaşım olmaz. İlaçlar, kan dolaşımının oldukça kısıtlı olduğu kalın ve yoğun bir apse kesesinin merkezine yeterince ulaşamazlar. Bu nedenle iyileşme sürecini başlatacak olan en temel adım, içerideki mekanik basıncı ortadan kaldırmak ve o iltihabı vücut dışına güvenli bir şekilde tahliye etmektir. Fiziksel bir boşaltma yapılmadan uygulanan tedaviler, sorunu çözmede genellikle yetersiz kalır.
İşlem öncesinde hastanın boğaz bölgesine bölgesel uyuşturucu spreyler sıkılır, bazı durumlarda da ince iğnelerle doku içine uyuşturucu ilaç verilerek kişinin konforu büyük ölçüde sağlanmaya çalışılır. Bu süreçte poliklinik şartlarında en çok tercih edilen yöntemlerden biri, teşhis aşamasında da bahsedilen ince uçlu iğnelerle yapılan üç noktalı boşaltma işlemidir. Şişliğin üst, orta ve alt hizalarından girilerek içerideki sıvı enjektörle yavaşça çekilir. Özellikle enfeksiyonun çok büyük bir kese halini almadığı durumlarda bu yöntem oldukça etkilidir ve hastayı büyük oranda rahatlatır.
Ancak yapılan kontrolde apse kesesinin çok büyük ve olgunlaşmış olduğu görülürse, apse duvarına küçük bir kesi yapmak gerekebilir. Minik, ucu kapalı tıbbi bir alet yardımıyla bu kesiden içeri girilir, apse cebinin içindeki odacıklar nazikçe açılarak içerideki kirli sıvının büyük oranda dışarı akması hedeflenir. İltihap tahliye edildikten sonra, içerisinin temizlenmesi için bölge özel tuzlu su solüsyonlarıyla yıkanır. İşlem sırasında hastanın nefes borusuna tahriş edici bir madde kaçmaması için hastanın başı öne doğru eğik pozisyonda tutulur ve ağız içi sıvılar güçlü bir vakum aletiyle temizlenir. Kooperasyon kurmanın zor olduğu çocuk hastalarda ise solunum yollarını daha güvenli koruyabilmek adına bu işlemler genellikle ameliyathane şartlarında hafif anestezi yardımıyla gerçekleştirilir.
Bademcik apsesi sürecinde ilaç tedavisi ve hastane yatışı nasıl planlanır?
İltihabın mekanik olarak boşaltılması hastanın ağrısını büyük ölçüde hafifletir. Ancak enfeksiyon vücutta hala aktif olduğundan, kapsamlı bir antibiyotik tedavisine başlanması genellikle hedeflenir. Hastalar yutkunmakta zorlandıkları için ilaçlar genellikle damar yoluyla verilir. Antibiyotiklerin yanı sıra şişliği hızlıca indirmek için kısa süreli kortizonlu ilaçlar da tedaviye eklenebilir.
Hastanede yatışı gerektiren başlıca durumlar şunlardır:
- Yutkunamama nedeniyle vücutta aşırı sıvı kaybı
- Solunum zorluğu gelişme riski
- Yüksek ateşin direnç gösterip düşmemesi
- Damar içi sıvı ve antibiyotik zorunluluğu
Hasta sıvı alabilmeye başladığında ve genel durumu toparladığında tedavi ağızdan ilaçlara geçilir.
Bademcik apsesi tekrarlar mı ve böyle bir durumda ne yapılmalıdır?
Tedavi düzgün uygulansa da bazen apse erken dönemde tekrar dolabilir. İyileşme belirtilerinin durup, ateş ve ağrının geri dönmesi durumunda apse durumu yeniden değerlendirilir.
Tekrarlama halinde yapılacaklar şunlardır:
- Şişliğin nazikçe yeniden boşaltılması
- İltihap örneğinin laboratuvara kültüre gönderilmesi
- Damar içi antibiyotiğin daha güçlüsüyle değiştirilmesi
- Hastane yatış süresinin güvenli biçimde uzatılması
Bu adımlarla enfeksiyon yeniden güçlü bir şekilde baskılanmaya çalışılır.
Bademcik apsesi sonrasında bademciklerin ameliyatla alınması ne zaman düşünülür?
Akut enfeksiyon sırasında hemen ameliyat yapmak genellikle tercih edilmez. Bölgedeki iltihap ve ödemin yatışması için yaklaşık bir buçuk ay kadar beklenir. Planlı bir şekilde yapılan bu cerrahi, hastalığın ileride tekrarlama riskini ortadan kaldırmayı amaçlar.
Bademcik ameliyatının önerildiği durumlar şunlardır:
- Hastanın sık apse geçmişinin olması
- Kronik boğaz iltihabı öyküsünün bulunması
- Büyük bademciklerin uykuda nefes kesmesi
- Tedaviye yanıt vermeyen boğaz mikrobu taşıyıcılığı
Bu kriterleri taşıyan bireylerde kalıcı bir iyileşme çözümü hedeflenir.
Tedavi edilmeyen bademcik apsesi hangi tehlikeli sonuçlara yol açabilir?
Enfeksiyon zamanında boşaltılmazsa, bakteriler boyun içerisindeki kas boşluklarından ilerleyerek daha derin organlara doğru yayılabilir. Bu nedenle şikayetler başladığında vakit kaybetmeden hekim müdahalesi aranması büyük önem taşır.
Görülebilecek olası komplikasyonlar şunlardır:
- İltihabın göğüs kafesine doğru inmesi
- Derin boyun boşluklarında apse birikimi
- Boyun damarlarında kan pıhtılaşması bozuklukları
- Akciğer ve kalp zarı enfeksiyonu gelişimi
- Şah damarı çeperinde zedelenme
Bu riskler, bağışıklığı düşük hastalarda ve yaşlı bireylerde daha hızlı ilerleme eğilimindedir.
Bademcik apsesi iyileşme sürecinde evde nelere dikkat edilmelidir?
Tedavi sonrası evde geçen süre, bedenin kendini onarması için oldukça değerlidir. Hekimin verdiği ilaçların düzenli kullanılması ve ağrı azalsa bile kutu bitene kadar antibiyotiğe devam edilmesi gerekir. Boğaz henüz tahrişe açık olduğu için beslenmeye de özen gösterilmelidir.
Evde tüketilmesi önerilen gıdalar şunlardır:
- Ilık ve tanesiz çorbalar
- Soğuk yoğurt
- Patates veya hafif sebze püresi
- Bol miktarda su ve sıvı gıdalar
İyileşme sürecinde sigaradan uzak durmak ve bolca dinlenmek onarım sürecini hızlandırır.

Prof. Dr. Murat Topdağ, 1978 yılında Malatya’da doğmuş, tıp eğitimini İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İngilizce Bölümü’nde tamamlamıştır. Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladıktan sonra, akademik ve klinik kariyerine aynı kurumda devam etmiştir. 2017–2025 yılları arasında Acıbadem Altunizade Hastanesi’nde görev yapan Prof. Dr. Topdağ, 2025 yılı itibarıyla Memorial Göztepe Hastanesi bünyesinde hastalarına hizmet vermektedir.
Kulak burun boğaz hastalıkları, baş-boyun kanser cerrahisi ve estetik burun ameliyatları (rinoplasti) alanlarında uzmanlaşmış olan Prof. Dr. Topdağ, ulusal ve uluslararası düzeyde tanınan bir cerrahtır. The Journal of Laryngology & Otology, Otology & Neurotology ve European Archives of Oto-Rhino-Laryngology gibi saygın dergilerde yayımlanmış çok sayıda bilimsel makalesi bulunmaktadır.
Prof. Dr. Topdağ, fonksiyon koruyucu tekniklerle baş-boyun tümör cerrahisi uygulamakta; aynı zamanda rinoplasti, revizyon burun estetiği, piezo ultrasonik rinoplasti ve septorinoplasti gibi estetik ve fonksiyonel burun ameliyatlarında yüksek başarı oranlarına sahiptir. Bilimsel yaklaşımı, estetik vizyonu ve hasta güvenliğini esas alan cerrahi felsefesiyle Türkiye’de KBB alanının önde gelen isimlerinden biridir.


Vakalar
İki taraflı frontal sinüs kaynaklı inverted papillom
Hastalıklar
Bilateral Tonsil Lenfoma Ameliyatı
Hastalıklar
Anadolu Yakası, İstanbul'daki Konumumuz